Kavram Öğretimine Nereden Başlanır?
Gefe ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Kavram öğretimine nereden başlanır” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Kavram öğretimi meselesi dışarıdan bakınca çok “temiz” ve planlı bir alan gibi görünüyor. Sanki elimize bir liste alıp “renkler, şekiller, sayılar” diye sırayla gidince her şey tıkır tıkır işleyecekmiş gibi. Ama işin içine biraz sahaya inince, yani gerçek çocuklar, gerçek sınıflar ve gerçek dikkat dağınıklıkları girince tablo biraz değişiyor. Hatta şunu net söyleyeyim: Kavram öğretimi sandığımızdan çok daha dağınık, çok daha insani bir süreç.
İzmir’de yaşayan, çocuk gelişimi alanına uzaktan yakından bakan herkes gibi ben de bu konunun “ideal” anlatımıyla “gerçek” hali arasındaki uçurumu sık sık görüyorum. O yüzden baştan net bir fikrim var: Kavram öğretimine nereden başlanır sorusunun tek bir doğru cevabı yok. Ama çok güçlü yanlış başlangıçlar var. Ve bunları konuşmadan ilerlemek, biraz kendimizi kandırmak gibi.
Kavram Öğretimine Nereden Başlanır? Sorusu Neden Yanlış Kuruluyor?
Önce şu problemi masaya koymak gerekiyor: Biz genelde kavram öğretimini bir “sıralama listesi” sanıyoruz.
Önce renkler
Sonra şekiller
Ardından sayılar
En sonda soyut kavramlar
Kulağa düzenli geliyor, değil mi? Ama çocuk zihni Excel tablosu değil. O kadar lineer çalışmıyor.
Çocuklar kavramları sırayla değil, iç içe öğreniyor. Mesela bir çocuk aynı anda hem “büyük-küçük” kavramını hem de “hızlı-yavaş” farkını sokakta koşarken öğrenebilir. Bir yandan da “kırmızı araba” diyerek renk öğrenir. Yani biz “önce bu, sonra şu” derken çocuk aslında her şeyi aynı anda karıştırıp anlamlandırmaya çalışıyor.
Şu soruyu sormak daha gerçekçi olabilir:
Çocuk zaten hangi kavramların içinde yaşıyor?
Başlangıç Noktası: Günlük Hayatın Kendisi
Kavram öğretimine nereden başlanır sorusuna en dürüst cevap şu olabilir: mutfaktan, sokaktan, oyuncak kutusundan.
Evet, bu kadar basit ama aynı zamanda çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Bir çocuk için:
Kaşık “uzun-kısa” farkıdır
Merdiven “yukarı-aşağı” kavramıdır
Market “çok-az” deneyimidir
Hava “sıcak-soğuk” algısıdır
Ama biz ne yapıyoruz? Çocuğu masaya oturtup “bugün zıt kavramlar öğreniyoruz” diye başlıyoruz. Sonra da çocuk sıkılıyor diye şaşırıyoruz.
Şunu biraz sert söyleyeyim: Çocuk zaten hayatın içinde öğrenebileceği şeyi, yapay bir düzene sokunca öğrenmek zorunda değilmiş gibi davranıyor. Ve haklı da.
En Güçlü Başlangıç: Somut Deneyim
Kavram öğretiminin en sağlam zemini somut deneyimdir. Bu cümle akademik gibi durabilir ama aslında çok basit bir şeyi anlatıyor: Çocuk dokunmadan, görmeden, yaşamadan kavramı tam anlamaz.
Bir örnek düşünelim:
Bir çocuk “ağır” kavramını sadece kart üzerinde görürse bu bilgi havada kalır. Ama aynı çocuk iki farklı çantayı kaldırdığında biri diğerinden ağırsa, beyin şunu der: “Ha, bu hissedilen şey ağırmış.”
İşte başlangıç burada yapılmalı.
Ama burada kritik bir hata var: Her şeyi deneyimletmek zorunda değiliz. Çünkü bazı yetişkinler bu işi abartıp “her kavram için drama etkinliği” yapmaya başlıyor. O noktada da çocuklar eğitimden çok mini tiyatro festivaline dönüyor.
Deneyim mi, tekrar mı?
İkisi de önemli ama denge şart. Sadece deneyim yetmez, tekrar da gerekir. Ama tekrar dediğimiz şey ezber değil, farklı bağlamlarda karşılaşmadır.
Eleştirel Bir Bakış: Sıralı Öğretim Takıntısı
Şimdi biraz tartışmalı bir noktaya gelelim.
Eğitimde hâlâ ciddi bir “sıra fetişi” var. Her şeyin önce öğretilmesi gerekeni, sonra gelmesi gerekeni varmış gibi davranıyoruz. Oysa çocuk beyni böyle çalışmıyor.
Mesela:
“Önce renkler öğretilmeli” diyoruz
Ama çocuk zaten renkleri günlük yaşamda öğreniyor
Biz sadece fark ettiriyoruz
Yani aslında öğretmiyoruz, görünür hale getiriyoruz.
Şu soru burada önemli:
Biz gerçekten öğretiyor muyuz, yoksa zaten var olan öğrenmeyi paketleyip yeniden mi sunuyoruz?
Kavram Öğretimine Nereden Başlanır? Güçlü Yaklaşımlar
Şimdi işin iyi tarafına bakalım. Çünkü her şey eleştiri değil.
1. Çocuğun ilgi alanından başlamak
Bir çocuk arabaları seviyorsa “hızlı-yavaş”, “büyük-küçük”, “uzak-yakın” kavramlarını araba üzerinden öğretmek çok daha etkili olur.
Bu aslında basit bir gerçek: İlgi = dikkat = öğrenme.
Ama bunu bazen unutuyoruz. Çünkü planlar daha önemli sanıyoruz.
2. Günlük rutinleri kullanmak
Sabah giyinme, yemek yeme, dışarı çıkma… Bunların hepsi kavram öğretimi için doğal alanlar.
Çorap giyerken sağ-sol
Kahvaltıda az-çok
Dışarı çıkarken sıcak-soğuk
Bunlar ders planında yazmaz ama öğrenmenin kendisidir.
3. Oyun temelli yaklaşım
Oyun, kavram öğretiminin en güçlü aracıdır. Çünkü çocuk oyun oynarken “öğreniyorum” diye düşünmez. Ve bu çok büyük avantajdır.
Ama burada küçük bir ironi var:
Biz yetişkinler oyunu öğrenmenin ciddi olmayan hali sanıyoruz. Oysa çocuklar için öğrenmenin en ciddi hali oyun.
Zayıf Yaklaşımlar: Nerede Tıkanıyoruz?
Şimdi biraz da can sıkıcı ama gerekli kısım.
1. Ezber odaklı kavram öğretimi
Kart göster, isim söyle, tekrar ettir… Bu yöntem kısa vadede işe yarıyor gibi görünür ama kalıcılık zayıftır.
Çocuk “üçgen”i bilir ama üçgeni nerede gördüğünü anlayamaz.
2. Yaşa uygun olmayan soyutluk
Bazı kavramlar erken verilmeye çalışılıyor. Ama çocuk hazır değilse sadece tekrar eder, anlamaz.
Burada kritik soru şu:
Çocuk gerçekten anlamak için mi öğreniyor, yoksa biz öğrettiğimizi göstermek için mi uğraşıyoruz?
3. Aşırı yapılandırılmış ortam
Her şey planlı, her şey kontrollü olunca öğrenme doğallığını kaybediyor.
Çocuk bazen yanlış yaparak öğrenir. Ama biz yanlış görmeye tahammül edemiyoruz.
Tartışma Başlatan Bir Gerçek: Kim Öğretiyor?
Şimdi biraz rahatsız edici bir soru soralım:
Kavramları gerçekten kim öğretiyor?
Öğretmen mi?
Ebeveyn mi?
Kitaplar mı?
Yoksa hayatın kendisi mi?
Belki de biz sadece sürece eşlik ediyoruz. Ama bu eşlik etme rolünü “kontrol etme”ye çevirdiğimizde işler karışıyor.
Kavram Öğretiminde Başlangıç Noktası Değil, Başlangıç Ortamı
Belki de en doğru yaklaşım şu: Kavram öğretimine tek bir noktadan değil, bir ortamdan başlanır.
Bu ortam:
Güvenli
Merak uyandıran
Deneyime açık
Hata yapmaya izin veren
bir ortam olmalı.
Çünkü çocuk zihni bir başlangıç düğmesiyle değil, sürekli çalışan bir sistemle öğreniyor.
Son Söz Yerine Değil, Düşünme Alanı
Kavram öğretimine nereden başlanır sorusu aslında bizi şuna zorluyor: Eğitimi bir “sıralama işi” mi görüyoruz, yoksa bir “yaşam deneyimi” mi?
Eğer ikinciyi kabul ediyorsak, bazı alışkanlıkları bırakmamız gerekiyor. Daha az kontrol, daha çok gözlem. Daha az plan takıntısı, daha çok anı yakalama.
Ve belki de en önemli soru şu:
Çocukları kavramlara biz mi yaklaştırıyoruz, yoksa onları zaten içinde oldukları dünyadan mı koparıyoruz?
Gefe olarak “Kavram öğretimine nereden başlanır” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!